Sözlerin ağırlığı

Her bir sözün ardında anlam yükü bulunur. Bununla beraber insan konuşmalarıyla kendini ortaya koyar. Konuşmalar kişiliği de yansıtan bir aynadır aynı zamanda. Konuşmalar tıpkı geçmişe ait bilgileri içeren kara kutuların açımı gibidir. Konuşmaları ve sözleri üstünkörü dinlemek, mananın yoğunluğu üzerine odaklanamamak çoğumuzun yaptığı yanlışlardandır. İşte böylesi anlarda; duygu ve sözlerin ağırlığı yüzünden zamana, duruma veya kişiye göre konuşma vaktinin gelip gelmediği noktasında kararsız kalınır. Kimi zaman da düşüncelerin, duyguların anlaşılmayacağı kanaatiyle tutarız elimizde. Nasıl konuşmak bir ihtiyaç ise, bazen susmakta bir ihtiyaçtır. Her sözü her istendiği anda değil de, ihtiyaçlar şekillendiği durumlarda dile getirmek daha doğrudur. Çevremizde ihtiyaç hissedilmediği anlarda birtakım sözleri sarf etmek anlaşılmamanın önündeki en büyük engeldir. Çünkü anın kuşatılmışlığından ötürü, duygu ve düşünceler kabul görmez, hafife alınır ve anlaşılmaz. İçimizde duygu ve düşüncelerin bekletilme gerekçelerinden biride onu kullanacak kişilerin istenen kıvamda olmamasıdır. Bu anlayış üzerine, duygu ve düşünceleri bir müddet bekletiriz havsalamızda ve yüreğimizde. Fikirlerin, duyguların mahzenidir yürekler ve dimağlar. Duygular ve düşünceler mahzenler de bekleyerek mayalanır ve daha bir kıvama gelir. Fikirler, duygular tekrardan boyutlandırılır, tekrardan giydirilir, tekrardan teçhiz atlandırılır. Bulanık olanlar saflaşır, coşkun olanlar durulur, yanlış olanlar düzeltilir, kirli olanlar paklanır, bozuk olanlar tamir edilir. Şartlar her bir şeyi yenileyerek şekillendirir, değiştirir. Kişioğlunun fikirleri ve duyguları da zamana ayak uydurur. Yıllar öncesinde bıraktığımız ve söylemekten bile imtina ettiğimiz sözün dahi bir gün sahne alma vakti gelir. O zaman mahzenlerin kapılarını açarsınız ardına dek. Yaşam süreci işlemeye devam ettikçe görülür ki yanlışmış gibi algılanan kimi mülahazaların ne kadar da doğru olduğu anlaşılır. (İletişim)