Suskunluk

Çeşitli durumlar ve olaylar karşısında hal dili olan suskunluk mesaj içeren bir yanıt mıdır, değil midir diye sorulsa, ben derim ki suskunluk yanıttır derim. Her nedense sükûtun kabullenmek olduğu söylenir. Kanaatimce hiç de öyle değildir. Kabullenmek kimi zaman sesli ve onaylayıcı sözlerle, kimi zamanda tebessüm içeren beden dilleriyle dile getirilir. Hâlbuki susmak bir reddiyedir. Karşıtlıktır. Susmak alternatif başka bir yola sapmaktır. Kelimelerin kalpte ve beyinde bütünleştirildiği volkanın içte fokurdamasıdır. Sesli aktarımlar sizi anlayacak veya anlama istidadı taşıyanlarla yapılan bir iletişim türüdür. Hâlbuki suskunluk “anlamanın” anlamına vakıf olamamış kişilerle sürdürülen bir diyalog yoludur. Kafalar tabularla çepeçevre kuşatılmışsa, kalplerden vicdanlar çıkarılıp alınmışsa, sizin orada verebileceğiniz bir şey yok gibidir. Çabalarınız karşı tarafın alabileceği oranda netice verir. Çoğu kerede beyhude çırpınmalarınız kendinizi tüketmenize neden olur. Bu tarz kişiler ve ortamlarda verilecek en güzel cevap susmaktır. Bilgi, kadrini bilecek kişilerle paylaşılır. Söz, anlayan insanlara söylenir. Paylaşmak, kanaatkâr bireylere daha bir güzel yakışır. İyilikler, vefa bilenlerin yapılır. Öğüt, düşünüp uygulayacaklara söylenir. Yardım eli, düşüp de, yardım bekleyenlere uzatılır. Elindeki boş bardağın doldurulmasını bekleyenlere su vermek gerekir. Aksi halde, suyun boşa akıp gitmesi gibi sözleriniz de boşluğa uçup gidecektir. Düşünceleriniz ve duygularınızla; dudakları çatlamış, suya hasret çorak bir toprağa hayat vermelisiniz. Çünkü gelişmeye açık bireylerin arazilerinde rengarenk çiçekleri yeşertebilirsiniz. Hele bir de bu paylaşımla; çevrenizdekiler kadar, sizin de seviyeniz (düşünce, duygu) artıyorsa daha bir hoş olur. Bu minval üzere şahsi hamlıklarımızı da kenara atarak, kendimizi yoğuralım ve kendimizi pişirelim. Hatta Mevlana’nın deyişiyle ömrümüz boyunca kıvama gelme adına yanalım.(Benzeşim)