Mizandaki el

Mizandaki el
İnsanoğlu garip bir yolcu gibi, seyahat yapar durur hayat içinde. Bu seyahatlerde hazin sahneler de beraberinde gelir önümüze düşer. Acı sevince, korku rahatlığa, coşkunluk durgunluğa, komiklik hüzne, heyecan rahatlamaya dönüşür bu sahnelerde. Haleti ruhu iyelerimiz sürekli değişim halindedir. Bu serüvenlerde girilmez mi çıkmaz sokaklara. Tabi ki bunlarda sahnelenen oyunun bir parçasıdır. Kimi hallerde farkına varmaksızın saparız, kimi durumda da birilerinin yönlendirmeleriyle düşeriz böyle yollara. Yön levhalarının yanlış yönlendirmesi de kimi zaman sürükler bizi buralara. Sebebi ne olursa olsun dermansız hastalık, çözümsüz problem, nihayetsiz iş, cevapsız müşkülat yoktur. Her şeyin, bir sebep dairesi içinde vuku bulması gibi, sabırla örülen gayret kar çabalar ile çözümler de ansızın düşüverir önümüze. Elbette ki çözüm bulana kadar; akla kara seçilse de, derbeder yaralar alınsa da, kör topal ilerleme sağlansa da veyahut mehter yürüyüşü gibi iki ileri bir geri adımlar atılsa da, her bir ırmak çözüm denizine doğru akar gider de çoğu kere çırpınmaktan öte bir şey yapılamaz. Ansızın içine doğru çekildiğimiz nice girdaplardan çıkılır, aşılmayacak gibi zannedilen nice dağlar bir bir aşılır. Ne olduğunu bile anlamadan bir el bize el verir. O el ki her şeyin üstünde ve bütün mevcudatı rahmetiyle kuşatan rahmanın elidir. Zaten mizandaki ahenk değil mi ki, o eli bize her yönüyle temaşa ettiriyor. İnsanoğlu düştüğü kuyudan çıkmak adına her ne kadar uğraşsa da, beyhudedir. Onun izni olmadan tüm fani eller onu kurtarmaya muktedir olamaz. Onun izni olmadan derman bulamaz fani eller, kuyunun duvarlarına tırmanmaya. Ta ki izin verilene kadar. Gayret kar olmak elbette ki lazımdır. Ne çare, gayretler netice vermediği için yılmak, ümitsizliğe düşmek, hele ki isyana dalmak, yakışmaz. Sebat gerekir, azim gerekir, dua gerekir, samimiyet gerekir. Hasılı gelecek için hep ama hep ümit var olmak gerekir. (Yansımalar)